İNCE BiR AğıT

10/10/2007

Bayramda çevremize bakışımız...

Önümüzde sevinçle yaşayacağımız mübarek Ramazan Bayramı bizim en mutlu ve huzurlu günümüzdür. Sebebi ise malum... Bir ay boyunca kendi çapımızda orucumuzu tutmuş, teravihimizi kılmış, fitremizi, zekâtımızı vermiş, dini mükellefiyetlerimizi yerine getirmeye gayret etmişiz...

İşte bundan dolayı bayramın sevincini, neşesini olanca derinliğiyle yaşamak istiyoruz... Bununla beraber, "Orucunu tutmamış, teravihini kılmamış, zekâtlarını, fitrelerini vermemiş olanlar neyin bayramını yapacaklar, neyin sevincini duyacaklar?" diye bir sitemli soru da sormak istemiyoruz.

Elbette bizim sevindiğimiz bayramda onlar da sevinecek, mutlu olacaklar. Bu, onların da hakkıdır. Ancak ne de olsa gönüllerinde bir kırıklık, kalplerinde bir burukluk hissedecekler:

- Keşke biz de dini mükellefiyetlerimizi yerine getirseydik de, bayramda kalbimizde burukluk hissetmesek, gönlümüzde kırıklık yaşamasaydık.. diye pişmanlık duyacaklardır. Bunu duymamaları mümkün değildir.

İşte onların hissettikleri bu burukluk, kırıklık da gösterir ki; onlardan ümit kesilmez, sevgi sahasından dışarıya atılmaz. Çünkü Rabb'imiz, yanlışlarını savunmayıp pişmanlık duyanları affeder. Öyle ise bizler de Rabb'imizin affa layık gördüklerini sevgiye layık görür, muhabbetle kucaklamak isteriz bayramda... Hatta bu konuda bizler bir adım daha ileri atar, kendi nefsimizi suçlayarak deriz ki:

- Aslında kusur ve eksiklik önce onlarda değil bizlerde, İslâm'ı tam olarak yaşayıp da güzelliğini gösteremeyişimizde, dikkatlerini çekemeyişimizdedir. Şayet biz İslam'ı tam temsil edebilseydik, onlar böyle ilgisiz kalmayacak, bizde güzelliğini gördükleri İslâm'ı yaşama aşk ve arzusunu duyacaklardı. Bir İmam-ı Azam, bir Hasan-ı Basri temsilciliği bizde görünseydi durumları herhalde farklı olacaktı.

- İslâm'ı onlar nasıl mı temsil etmiş, ne türlü mü örnek olmuşlar?

Sadece iki misal arz edeyim; hep birlikte kucaklaşıp kaynaşmak istediğimiz şu mübarek bayram arifesinde... Hazreti İmam'ın, geceleri evinde içip de gürültü patırtı yaparak kendisini rahatsız eden bir komşusu vardı. Her gece naralar atan bu komşu, son birkaç gecedir gürültüyü keser, ses seda çıkarmaz. Bir sabah sorar:

- Bizim komşudan ses seda çıkmıyor, acaba neden? Derler ki:

- Hapse attılar. Kaç gündür hapishanede.

Hemen atına binen imam, Bağdat'ın dışındaki hapishaneye koşar:

- Bu sabah haberim oldu, der. Komşuluk hakkını vaktinde yerine getiremeyip geç kaldığım için özür dilerim!.. Bir ihtiyacın var mı?

Sabahlara kadar naralar atarak imamı rahatsız eden komşuda bir vicdan muhasebesi başlar. Başını önüne eğer, gözlerinden pırıl pırıl yaşlar akarken dudaklarından da şu cümleler dökülür.

- Asıl ben senden özür dilerim muhterem hocam; sen beni affet. Sabahlara kadar duvarın öte yanında seni rahatsız ediyordum da bir gün olsun ayıbımı yüzüme vurmuyor, bana hep sabrediyordun. Bundan sonra der, beni bir daha öyle görmeyecek, benzeri hataları tekrar ettiğime şahit olmayacaksın. Buradan çıkar çıkmaz sen mihrapta iken ben de arkandaki ilk safta olacağım.

Ve sarhoş komşu bundan sonra gerçekten de imamın arkasında ilk saftadır artık...

Bir de Hasan Basri Hazretleri'nden örnek sunalım. Hastalanınca bitişikteki Mecusî komşusu ziyaretine gelir. Bakar ki kendi tarafındaki duvardan sızan tuvalet suyu evin içinde koku meydana getirmekte, rahatsız etmektedir.

- Efendi hazretleri der, neden şikayetçi olmadınız, ikaz etseydiniz de bir çare bulsaydık? Cevap ibretli:

- Sizi incitmekten endişe ettik de... Mecusi komşunun gönlünde sevgi ışıkları yanmaya başlar, "Ver de şu mübarek elini öpeyim efendi hazretleri" der. Bundan sonra beni Mecusîlerin ateşliğinde değil, Müslümanların namazgahında bulacaksın. Bu sabır ve anlayış ancak hak dine inanmışlarda olur, başka değil...

İşte bu sorumluluk duygusu içinde bizler çevremize özendiren örnek veremediğimizden dolayı önce kendi nefsimizi suçluyor, ayırım yapmaksızın kucaklaşmak istiyoruz. Topyekun kucaklaşacağımız bayramlar dileğimizle...

10 Ekim 2007, Çarşamba

                                                                             Ahmed ŞAHİN Hoca- Zaman

10/10/2007

İşte size o eski Ramazan fıkralarından bir demet!

Efendim bizim yaştakilerin: 'Nerde o eski Ramazanlar!' feryadı artık atasözü haline geldi.

Hemen her yaşlının sızlanışı aynı oluyor: -Nerde o eski Ramazanlar?.. Bana kalırsa tümüyle de haksız değiller. Gerçekten de eski Ramazan sohbetlerinde tebessüm ettiren tefekkür nükteleri oldukça fazla yer alırdı. Şimdilerde ise birçok değerimizde olduğu gibi, bu nüktelerden de eser kalmadı diyebiliriz. Bu sebeple bugün sizlere, (gaflete sebep olan kahkaha fıkraları değil de, tefekküre sebep olan tebessüm nükteleri) arz etmeye çalışacağım. Göreceksiniz ki, geçmişin bazı nükteleri, bir kitap kadar düşündürmekte, bir mürşit kadar da yol göstermektedir. İşte o eski Ramazan sohbetlerini süsleyen nükte ve fıkralardan bir demet sizlere...

***

Bir adam Ramazan sohbetlerinde diliyle hep cömertlikten söz ediyor; ama eliyle hiç de cömertlik yapmıyordu. İşte bu adam bir gün İbrahim Edhem'e rica etti:

- Herkese nasihat ediyorsun, bana da nasihat et.. İbrahim tek cümlelik nasihatini şöyle yaptı:

- Sen açığı kapa, kapalıyı da aç sana yeter!. Adam bir şey anlamamıştı. Mecburen sordu:

- Açık nedir ki onu kapayayım, kapalı nedir ki onu da açayım? İbrahim de kısaca anlattı: - Açık olan hep cömertlikten söz eden ağzındır. Onu kapa. Kapalı olan da yoksula hiç açmadığın kesendir. Onu aç. Bu sana yeter!

Düşünmeye başlayan hakperest adam, tebessüm ederek söylendi: -Vallahi bir doğru ancak bu kadar veciz söylenebilir!. Bu söz gerçeğin ta kendisidir! Bu güzel ikazdan sonra ben de ağzımı kapıyor, artık kesemi yoksula açıyorum..

Ne dersiniz, bu sözün bize de şümulü olabilir mi? Biz de Ramazan boyunca hep cömertlikten, yardımdan söz ediyor; ama elimiz cüzdanımıza bir türlü varmıyor, bir yoksulun yüzünü güldüren yardımda bulunamıyor muyuz? Bizim de açığı kapayıp kapalıyı açmaya ihtiyacımız var mı yoksa? Bir düşünsek mi acaba?.

***

İbrahim Edhem'e, "Piyasa çok pahalandı. Biz kendimize yetiştiremiyoruz, çevremize nasıl yardım yapacağız?." diye söylenirler.. "Öyle ise yine ben kazandım." diye cevap verir İbrahim. Sorarlar: "Sen nasıl kazanıyorsun, piyasa pahalanınca?" Şöyle açıklar kazancını: - Pahalanan malı bir müddet almaz, beklerim. Böylece ucuzken verdiğim para da bana kalır. Bu sebeple her pahalılıkta ben kazanırım.

Var mısınız İbrahim Edhem gibi her pahalılıkta kazanmaya?. Hiç denediniz mi böyle kazanmayı? Bence yabana atılacak fikir değil, bir deneyin, siz de kazandığınızı göreceksiniz.

***

Rüyasında Hz. Cebrail'i elinde Hak dostlarının isimlerinin yazılı olduğu defterle gören İbrahim sorar: 'Bak bakalım benim ismim de yazılı mı Hak dostlarının listesinde?' der.

Hz. Cebrail, 'Hayır der, senin ismin Hak dostlarının listesinde yazılı değil. Ama bir aşağıdaki defter olan Hak dostlarını sevenlerin listesinde yazılı!. Hak dostları içinde yok senin adın.' İbrahim hemen teklifini yapar:

- Madem Hak dostlarının içinde değil de, Hak dostlarını sevenlerin içinde benim adım. Öyle ise Peygamberimiz (sas) "Kişi sevdiğiyle beraberdir." buyurdu. Çabuk benim adımı da sevdiğim Hak dostlarının yanına yazın. Peygamberimiz'in emrini yerine getirin!' Cebrail aynen uygular. İbrahim'in ismi de sevenler listesinden alınır, sevdiklerinin yanına yazılır. Böylece sevdiği Hak dostlarıyla birlikte olur.

Öyle ise biz de kendimizi bir kontrol edelim mi?. Hak dostlarını seviyor muyuz? Seviyorsak sevdiklerimizle birlikte olacak, onların yanında yer alacağız inşaallah. Yeter ki hep Hak dostlarını seviyor olalım..

***

İbrahim yemesiyle, giymesiyle, çevreye karşı davranışıyla çok mütevazı bir hayat yaşardı. Bundan da hiç sıkılmaz, aksine evliyaların hayatıdır, diyerek mutluluk duyardı. Kendisine bir gün şöyle sordular: Nasıl sabrediyorsun bu mütevazı hayata?.. Şu mantıklı açıklamayı yaptı İbrahim:

-Her şey küçük başlar, zamanla büyür. Fakat sıkıntılar ise tam aksine; büyük başlar, zamanla küçülür.

Onun için ben baştan sıkıntılı mütevazı hayatın zorluğunu göze alarak başladım, bu zorluğun zamanla küçüldüğünü gördüm, normal hayat haline geldiğini anladım. İbrahim şöyle devam eder: İsterseniz siz de deneyin. Önce zorlanacaksınız, sonra ise alışarak mütevazı hayattan hep mutluluk duyacaksınız. Enbiyanın, evliyanın hayatıdır çünkü...

İşte size, 'Nerde o eski Ramazanlar!' dedirten geçmiş Ramazan nüktelerinden bir demet..

Ne dersiniz, her biri bir kitap kadar bilgi vermekte, bir mürşit kadar da yol göstermekte midir?

09 Ekim 2007, Salı

                                                                                    Ahmed ŞAHİN Hoca- Zaman
10/6/2007

Örnek Anneler...

Hz. Hansa (r.anhâ)

Amr b. Hâris’in kızı meşhur saire Hansa (radiyallahü anhâ) “ilhama mazhar ve şiirde dev
bir kadındı, islâmiyeti kabul etmeden önce felakete tahammül edemezdi. Hansa, kardeşinin ölümü üzerine yazdığı mersiyelerle cihanı ağlatmıştı. Bu büyük kadın o gün için henüz câhiliyenin sisinden, dumanından kurtulamamış, Hz. Muhammed’e uyanamamış, O’nu tanıyamamış, Kur’ân’ın büyüleyici beyanına kulak verememiş ve ona açılamamıştı... Kur’ân’ı tanıyınca birdenbire değişti. Hem de nasıl değişti! Cahili kardeşine destan kesen Hansa daha sonra Müslüman olduğunda, dört oğlunu birden Kadisiye Muharebesine gönderirken söyle diyordu:

- Ya İslam’ın zafer bayrağını Kadisiye’de dalgalandıracaksınız, yahut da din uğruna cihad ederken şehit olduğunuzu duyacağım. Nitekim öyle olmuştu. Hasta yatağında yatarken dört oğlunun şahadet haberi getirilince:

- ‘Yani ben simdi şehit anası mı oldum?” diye soruyor, Evet, dört şehit anası... diyorlardı. Tekrar soruyordu: Zafer kimlerde?

-“Zafer Müslümanlarda, şimdi Kasidiye’de İslam’ın bayrağı dalgalanıyor.”

- İslam’ın bir zaferi için dört oğlum feda olsun” diyen Hansa Hatun ellerini açarak şöyle yalvarıyordu:

- Ya Rabbi! Bana emanet ettiğin dört kahramanı yine senin dinin uğruna feda etmiş bulunuyorum. Artık beni şehit anaları defterine kayd eyle. Benim için şehit anası olmak kâfi ikramdır. Bunu Benden esirgeme!”

İste bundan dolayı, her ne zaman Hansa Hatun’dan söz edilse Efendimiz (sas) onun için:

- ‘Örnek İslâm kadını’, buyururlardı.

(Kaynak: İbn Esîr, Üsdü’l Gâbe. 7/88-90)

Ailem-Zaman


« Önceki::Sonraki »

Blogcu ile yapıldı